Attack on Titan – İNCELEME

Eğer hâlâ izlemediysen veya ‘’izlerim bir ara’’ diyorsan bu yazıyı okuduktan sonra umuyorum ki fikirlerin değişecek.

NEDEN ATTACK ON TITAN İZLEMELİSİN?

Eğer hâlâ izlemediysen veya ‘’izlerim bir ara’’ diyorsan bu yazıyı okuduktan sonra umuyorum ki fikirlerin değişecek.

Attack On Titan (Shingeki No Kyojin) 2009 yılında önce manga olarak yayımlanmış, 7 Nisan 2013’teyse animesi piyasaya sunulmuştur. Aslında animesi çıktığı yılda çoğu seriye göre fazlasıyla rehavet görmüştü. Buna rağmen yapımcılar ikinci sezonu 4 yıl sonra (2017) çıkardı. Bu kadar geç çıkması serinin sıkı takipçilerini üzmüş olsa da, yerinde bir karar olmuştu. Çünkü yıllar ilerledikçe Attack On Titan’a olan ilgi artış gösterdi. Yeni sezonun çıkış heyecanıyla kasıp kavurulan, Attack On Titan hayranları için bu sezon ön aperatiften farksızdı. Alınan dönütler, beklendiğinden iyi olunca aradan 1 yıl geçmeden üçüncü bir sezon müjdelediler. Ama gelin görün ki hayranların açlığı tükenmemişti ve şimdi bu yıl, yani 2019’un Nisan ayında üçüncü sezonun devamı niteliğinde, büyük gizemlerin çözümleneceği;en heyecanlı savaşlar ve en duygusal açıdan büyük geçişler yaşayacağımız bir sezon daha gelecek.

Eğer sen de hazırsan benim gözümden; Attack on Titan

GENEL HATLARI
Her şeyden önce Attack On Titan’ın kendine has konusu hem izletiyor, hem de okutuyor. Hikaye akışının hızlı ve mantıklı olması da serinin beni kendine bağlayan özelliklerinden. Attack On Titan sadece devlerle, insanlar arasında ki mücadeleyi göstermiyor. Surlar içinde barınan halkın yaşamış olduğu psikolojik baskı da göz önünde tutulan bir etken. Aslında burada ki psikolojik baskıdan kastım insanların korkuları. Aslında burada ki psikolojik baskıdan kastım insanların korkuları. Bilinmezliğe karşı olan korku ve surlar ardında bu korkuyla beslenen bir devlet var. Otorite yüzünden sınıflara ayrılmış, adaletsiz ve tam anlamıyla koyunlaştırılmış bir milleti seyrediyoruz. Benim burada en çok dikkatimi çeken olay: Kurucudan sonra gelen ailenin bile duvarların ardında ne olduğunu veya devlerin nereden geldiği hakkında fikirlerinin olmaması.Bu da bize onların beslendikleri bilinmezlikten, korktuklarını açıkça gösteriyordu. Zaten seride uzunca bir süre boyunca cehalet hakim. Tek bildiklerini sandıkları şey ‘‘Surların dışında hayat yok’’ düşüncesi, peki bu doğru mu?

DETAYLI VE ÖZENLİ HİKAYECİLİK
Attack on Titan’ın beni kendine bağlayan en sevdiğim özelliklerinden bir diğeriyse, dehşete düşüren detayları. İyi bir takipçiyseniz, mangada ve animede verilen küçük bağlantıları yakalama fırsatı elde ediyorsunuz. Buna güzel bir örnek vermek gerekirse: serinin ikinci sezonunun kapanışında gördüğümüz motiflerin sandığımızdan çok anlamı vardı. Tabii, doğal olarak bunu mangasında görmemiştik. Fakat sadece animesini takip edenlerin de anlayabileceği türden değildi. Bu da serinin güzel bir bütün olduğunun kanıtı niteliğinde.

Attack On Titan’ın gizemleri de, detayları kadar can alıcı önceliğe sahip benim için. Mesela şu an sadece animesini takip eden: ‘‘spoiler’’ yememiş, güncel bir izleyicinin kafasını kurcalayan üç aşağı beş yukarı gizemler şunlar olacaktır:

(Seriyi güncel takip ettiğim için aşağıda yazdıklarımın cevaplarını öğrenmek istiyorsanız yorumlardan belirtirseniz yanıtlarım.)

1- )   Bodrum da ne var?
2- )  Eren’in babası gerçekte kim?
3- )  Reiner ve Bertholdt neden ihanet ediyor?
4- )  Canavar titan kim?
5- )  Devler nerden geliyor?
6- )  Eren devleri kontrol edebilir mi?
7- )  Duvar da neden devler vardı?
8- )  Kaç farklı dev var?

Tabii daha benim aklıma gelmeyen sorular var. Açıkçası bana bu kadar soru sorduran, kafamda merak uyandıran, beni teoriler üretmeye iten, bir nevi beni de hikayeye dahil eden, bu seriye hayran olmamak elimde değil.

MÜZİK SEÇİMLERİ
Animeleri benim için özel yapan etkenlerden biri de müzikleridir. Çünkü ben animelerin, mangaların veya normal de okuduğum kitabın bana bir şeyler katmasını beklerim, isterim. Animelerin gerçek hayatıma pek bir katkısı olamayacağından, onları ruhsal istek ve ihtiyaçlarımı karşılamak için kullanıyorum. Buna en güzel örnekte sanırsam: müzik listeme eklediğim bana unutmak istemediğim duygulardan anlar yaşatan animelerin müzikleridir.

Attack On Titan’nın müzik seçimlerine gelirsek. Gayet doğru yapılmış olduğunu düşünüyorum. Olayları duygusal açıdan pekiştiren müziklerle dolu. Özellikle zihnime ve müzik listeme etki etmiş bir OST var. ‘‘Vogel Im kafig‘’ Bu parça Eren’in ilk dönüşümü sırasında kullanılmıştı. Bölüm çok heyecanlıydı. Eren ölümle burun buruna isyan ediyor, Armin en yakın arkadaşının kendi yüzünden ölmesinin şokunda, Mikasa yaşadığı baskıdan doğru düzgün düşünemiyor. Her yerde kaos hakim. Tam bu sırada kameralar tekrar Eren de. Haklı isyanı devam ederken arkalardan yükselen müzikle Eren’in yakarışları güç buluyor ve devamında Mikasa’nın da dediği gibi ‘‘İnsanlığın öfkesinin vücut bulmuş hali’’ ortaya çıkıyor.

Dinlemek isteyenler için aşağıya ses dosyalarını ekliyorum.

Yine müzik seçiminin çok etkili olduğunu düşündüğüm bir sahne de, ilk sezonun ilk bölümünde yer almıştı. Söz de ‘’geçilemez’’ denen duvarların üstünde beliren devasa dev ve ona dönen, yıllarca bu taştan kafeste hapis kalmış, yaşamaktan başka gayesi olmayan insanlığın ümitsizce bakışları sırasında kullanılan ‘’kafa sesi’’ gerçekten hoştu.

NABIZ YÜKSELTEN SAHNELER
Müzik ve efektlerden sonra galiba en iyisi serinin, heyecanı doruk noktasına getiren sahnelerinden bahsetmek olur. Attack on Titan, seyircisini heyecandan mahrum bırakmayan bir seri o konuda şüpheniz olmasın. Ve bu seriye uyarlanmış şüphesiz en iyi karakter de Eren’dir. Gerek duygusal açıdan doyuran tepkileriyle gerek düşünce tarzıyla seri için biçilmiş kaftan. Beklenmedik yükselişleriyle anime’nin akışını hızlandırıyor ve siz farkında olmadan bölümün sonuna gelmiş oluyorsunuz. Eren’in beni en çok heyecanlandıran sahneleri sanırsam; titana dönüşümünden önce başladığı sözü, titana dönüşüp haykırarak tamamladığı kısımlardı. Bu hareketi, (ne kadar dayak yese de) yaptığın da çok havalı oluyor.

Attack On Titan da, savaş sahneleri genel bağlamda iki türde ele alınıyor: Titanların arasında olanlar ve titanlar ile insanlar arasında olanlar. Bana kalırsa izlemesi en zevkli savaşlar titanların ki. Çünkü sıra dışı, eşi benzeri görülmemiş mücadeleler seyirciye muhteşem bir shounen zevki vaat ediyor. Ben bildiğiniz üzere serinin, mangasını takip ediyorum. Fakat her ne kadar yaşanacakları bilsem de, savaş sahnelerini daha önce görmemiş gibi diken üstünde, kasılarak izledim. Tabii insanların savaşlarını da beğenmiyor değilim. Özellikle bu savaşlar da Mikasa, Levi ve Erwin gibi dahi askerler yer alıyorsa tadından yenmiyor.

Burada bu karakterlere biraz değinmek istiyorum. Ne de olsa onlar, surlar ardındaki en güçlü iki asker ve ordunun beyni. Çoğu kişi eminim aralarına Armin’inde eklenmesi gerektiğini düşünüyordur. Ama bence Armin, Erwin’e göre ”liderlik bakımından” biraz toy. Tabii ki onun kitleleri manipüle edebilen konuşma yeteneğini hafife alınacak türden değil. Bil hassa geliştirirse devletin yöneticisi olacak potansiyel taşıyor fakat söylediğim gibi bu işler için biraz erken. Daha fazla konudan sapmadan Mikasa ile başlamak istiyorum.

MİKASA ACKERMAN


Mikasa, pasif bir karakter. Seriyi dikkatli takip edenler bilir Mikasa’nın durmadan: ‘‘Eren’’ diyen ve Eren’in, peşinden ayrılamayan bir tip olduğunu fark etmişsinizdir. Bize bunun nedeninin çocukluklarından kalma bir ”bağ’’ olduğu gösteriliyor. Fakat geçtiğimiz yılın Aralık ayında, yayınlanan bölümde aslında bu birlikteliğin çocukluktan kalma bir bağdan fazlası olduğu ortaya çıktı.

Mikasa, savaş yeteneği bakımından Eren ve çoğu askerden daha güçlü. Ama o, bu gücü insanlığa umut olmak için değil; Ereni korumak için kullanıyor. Buna rağmen Eren, bu durumdan hoşnutsuz. Çünkü kişiliği bakımından çabuk celallenen bir karakter. Buna karşın Mikasa, olağan derece de sakin ve at gözlüklü. Düşündüğü tek şey ‘’Eren’in güvende olması’’. Bu yüzden Mikasa, istisnasız her konuya karışıyor. Eren de sürekli tersleyince, ‘’en güçlü asker ve insanlığın silahı’’ yerine ‘’korumacı anne, ergen genç” tripleri izliyoruz.

Hazır konu Mikasa iken ek olarak ‘‘Eren & Mikasa’‘ çiftinden söz edelim. Böyle bir birliktelik ‘’mümkün mü?’’ diye sorarsanız. Çıkarımlarım şu yönde: Sezon iki de, çok önemli ve hareketli bir sahne izliyorduk. Olaylar biraz yavaşladığı sırada Mikasa, Eren’in dudaklarına doğru yaklaşıyordu ki Eren kaçıverdi. Daha öncelerde Mikasa’nın, Ereni bir ‘‘aile’’den fazla gördüğünü düşündüğüm bölümlerde oldu. Ama bu olay serideki ‘’Eren & Mikasa’’ ihtimallerinin olabiliritesini yükseltti.  Olayları Eren açısından da yorumlamak isterdim fakat Eren tam anlamıyla ‘’aksiyon’’ adamı olduğu için bu tür konulara kayıtsız kalıyor.

LEVİ ACKERMAN


Sırada birçok kişinin, içinde benim de havalı bulduğum karakter Levi. Soyadı ‘’Ackerman’’ olduğu için Mikasa’yla bir akrabalıkları olduğunu biliyoruz. Fakat seri de bu konuya fazla değinilmedi. Levi için surlar ardında ‘’insanlığın umudu’’ veya ‘’en güçlü insan’’ diyorlar. Bu sıfatlar bana başta abartı gibi gelse de, ilerleyen bölümlerde canavar titanla yaptığı birebir dövüşte daha net gördüm ve ”gerçekten haklılarmış’’ dedim. Aslında genele vurunca seri de yapmış olduğu savaşlar çok profesyonel, çok temiz geçiyor. Sanırım Isayama’nın favori karakteri, Levi.

Levi’nin kişiliği hakkında gözlemlerime gelirsek. Seri boyunca karşılaştığımız her yer de tavırları hep soğuk, vahşi ve hedef odaklı. Bu yüzden çıktığı görevler başarıyla sonuçlanıyor. Kişiliğinin bu kadar sert olmasının nedeni: Dayısı Kenny ile büyümesinden kaynaklı. Kenny, sorunlu bir seri katil olduğu için Levi’nin annesi öldüğünde onu yanına alıp öğrettiği ilk şey ‘’yaşamak için öldür’’ felsefesi oldu. Bir süre sonra Levi’yi bıraktı. Böylece Levi de yapacağı en iyi işi yapmaya karar verdi ve orduya katıldı.

ERWİN SMITH


Öncelikle Erwin’i favori askerlerim arasına alışımın iki nedeni vardı. Birincisini zaten biliyorsunuz, üstün askeri zekası. Diğeri ise, babasını kaybediş hikayesini gerçek hayata da iliştirmem. Tabii ki sizlere bunu anlatamam ama eğer okurken veya izlerken biraz düşünürseniz eminim benim ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Bunun dışında Erwin’in, plan adamı olduğunu söylemiştik. Fakat yine ikinci sezonda Eren’in kaçırıldığı bölümde askerlerinin üzerinde bıraktığı kararlılık hissi dudak uçuklatan türdendi. Eğer şuan ‘‘En iyi Attack on Titan Sahneleri” adlı bir çalışma yapıyor olsaydım; kesinlikle hak ettiği yerde olacaktı.

SAĞLAM TEMELLER
Attack on Titan’ın favori animem olmasının büyük bir nedeni de sağlam kurgulanmış tarihsel yapısıdır. Devlerin nasıl oluştuğu, kaç tür dev olduğunu veya nasıl bu duruma geldiklerinin, her birinin ayrı ayrı hikayesi var. Bunlar içinde benim en beğendiğim Ymir Fritz’in hikayesi. Sizlerinde görmesini isterim.
1820 yıl önce Ymir Fritz adında bir insan yeryüzü şeytanıyla bir anlaşma yapıp, titanların gücünü aldı.

Eski tarihten kalma bir konu olduğundan Ymir’in kim olduğunu kimse bilmez. Fakat Historia’nın ablası Frieda (Kurucu Titan),  Ymir için ‘’Başkalarını düşünen iyi biri’’ derdi. Kurucu Titan’ın gücünü, Ymir’den sonra Kral Reiss, Uri Reiss ve Frieda Reiss devralmıştır. Fakat 845 yılında Eren’in babası tarafından bu güç çalınmıştı. Daha sonra Kurucu Titan gücünü ve ayrı zamanda kendinin sahip olduğu Saldırgan Titan gücünü, Eren’e bırakılmıştır.

Güç alışverişi bir devin diğerini yemesiyle gerçekleştiğinden Eren babasını yemiştir. Yani şuan Kurucu Titan Eren Jaegar’dır. Bunun dışında dünya üzerinde 9 ayrı Titan daha vardır.

  • Founding Titan (Kurucu Titan)
  • Attack Titan (Saldırgan Titan)
  • Famele Titan (Dişi Titan)
  • Beast Titan (Canavar Titan)
  • Büyük Titan (Dev Titan)
  • Armored Titan (Zırhlı Titan)
  • Jaw Titan (Çene Titan)
  • Cart Titan (4 Ayaklı Titan)
  • War Hammer Titan (Savaş Çekici Titanı)

Böylece Titanların ortaya çıkışını, türünü ve kaç tane olduklarını biliyoruz ama en önemli soru şu: ‘’Neden boş boş gezen, kafasız devler var?’’
Eğer bu sorunun cevabını merak ediyorsanız. Üçüncü sezonu izlemeniz gerekiyor.

Siz de bu muhteşem seriden bir nebze olsun etkilendiyseniz, şiddetle başlamanızı tavsiye ederim. Emin olun pişman olmayacaksınız.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim…

Bir cevap yazın


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/anivizyo/public_html/wp-includes/functions.php on line 4609